Bir bedenden fazlası gerek bana. Bir kalpten fazlası. Anlasana. Ben ki kokun kime vursa ölürüm. Yapma. Yanımda olmak için mecbursun yürekli olmaya.

İsimleri unut. Yüzleri, sesleri, kokuları filan. Geçmişine asfalt dök. Yürüyebilmek için ihtiyacın olacak.
Burak Aksak (via sarhosadam)

okuyanyazan:

Sen! Cesedimin başında tütün saran katil.

Eylülü boşver tanrı bile ağlıyor
ve eminim İsa’da böyle bir ayda çarmıha gerildi

evden çok uzaktayım

sevdiğim kadınlar kanımı döktü
goodbye Florida ve Küba

Orada da sabah oluyor mu?

eylülde buralarda
ipler duvarlarda salınıyor
bir güney amerika radyosunda
John Denver bağırıyor;
"Take me home, country roads" 
bir gitme isteği damarlarımda.

Batuhan Dedde

Yazık ki…

"Ve sen yakışmıyorsun hüznüme."

beni unutma ama seni seviyor olduğumu unut. senin gözlerini unutamadığımı unut. her gelişinde, kapılarımı açık buluşlarını unut.
bir söz beklediğimi senden, bir ses beklediğimi..
unut her gece seni gördüğümü rüyalarımda. ben ki senin adını görünce bir esnaf tabelasında, bir sokak duvarında, bir bar girişinde oturur sabahlardım orada, öyle bir sevmek ki adına dahi saygı duyardı. adın klisede şarap kadar kutsaldı. yine de unut.
(via ruyalarkizi)

ben hiç çok ciddi kararlar alamadım, karar alanlara arkadan baktım.

Her güzel şey bitecekti elbet. Klişeler bu tür durumlar için vardı. Korkuyordu geçmiş tecrübelerinden. Bindiğimiz tren geçmişinin çığı altında kalacaktı. Zaten böyledir: İnsan hep başkasının bedelini öder. Günahkar olanların şeytanın kibrinin bedelini ödediği gibi. İsa’nın günahkarların bedelini ödediği gibi. Taşı en günahsız olan atsın derler ama kayayı en günahsız olan yer. Sevdiğim kadın sevgilim kadın olmuyordu. Bu bazı yaralar açıyordu zaten kanayan gözlerimde. Değneğin bu kez iki ucu değil tamamı boka batmıştı. Bense bütün geçmişimi unutmuş boğazıma kadar ona batmıştım. İhanet her zaman ağır bedeller ödetirdi. Geçmişimi unutup kendime ihanet etmiştim. İnsan ne kadar acınası bir varlıktı böyle? Kendine ihanet eden bir canlı…

visnecurugududaklikadin:

en çok ben eğildim önünde

en çok ben sırtıma çıkardım

seni en çok yakıştırdığım yere,

yıldızların yanına çık diye

en çok akbabalardan korktum

gözlerimi kapadığımda

sensizliğime çökecekler diye

masumiyete bürünmüş çakallar

ısırdı en çok düşlerimi

dudaklarına kalan kanlı düş

parçalarıyla…

”sen bunun altını çiz , nasıl anlıyorsan öyle anla
sevgilim , gözlerinden bulutlara yuvarlandığım.
sonra bir sigara yak yada çay koy ateşe 
aynı şey.”

gör artık savaşmıyorum seninle, ümitlerim öldü çünkü. kayıtsız kalacağım bundan sonra, yüzün gülsün, hepsi dündü.

Kusursuz bir cinayetin maktülüysen,

ve hala nefes alabiliyorsan,

üzgünüm Flora.

Bundan sonraki bütün hayatın boyunca pek kusurlu sabahlara uyanacaksın…

İçeri sızan güneş ışıkları yaşı geçmiş bir orospu olacak yatağında.

Anlamını yitirecek kahvaltıların.

Yaşayabilmek adına alacaksın o gevrekten bir parça.

Sonrası belki bir sigara ve boktan marketlerden aldığın bir üçübirarada..

üzgünüm Flora çok üzgünüm ve bu böyle sürüp gidecek yüzyıllarca.

sevmediğin kadınlar uyuyacak yatağında.

her gece kırgınlığını kısa mesajla ileteceksin tanrıya.

arabesk şarkılar dinleyeceksin sevmediğin bulaşıkları yıkarken.

belki bir tabak kesecek bileğini o sırada.

eğer şansın varsa..

üzgünüm flora

sevilmemenin tadını bir ben bilirdim.

şimdi birde sen çıkacaksın başıma..

Ahmet Nedim