Kusursuz bir cinayetin maktülüysen,

ve hala nefes alabiliyorsan,

üzgünüm Flora.

Bundan sonraki bütün hayatın boyunca pek kusurlu sabahlara uyanacaksın…

İçeri sızan güneş ışıkları yaşı geçmiş bir orospu olacak yatağında.

Anlamını yitirecek kahvaltıların.

Yaşayabilmek adına alacaksın o gevrekten bir parça.

Sonrası belki bir sigara ve boktan marketlerden aldığın bir üçübirarada..

üzgünüm Flora çok üzgünüm ve bu böyle sürüp gidecek yüzyıllarca.

sevmediğin kadınlar uyuyacak yatağında.

her gece kırgınlığını kısa mesajla ileteceksin tanrıya.

arabesk şarkılar dinleyeceksin sevmediğin bulaşıkları yıkarken.

belki bir tabak kesecek bileğini o sırada.

eğer şansın varsa..

üzgünüm flora

sevilmemenin tadını bir ben bilirdim.

şimdi birde sen çıkacaksın başıma..

Ahmet Nedim

" Tanrım, çayı demledim ve daha önce hiç bu kadar ölmemiştim. "

Sana hiç çiçek almadım çünkü dağ sümbülleri çürür.

Kelebeğin ömrü 1 gündür.

Beni sevmediğin gün tüm palyaçolar ölür.

Las Vegas ta bir kadın intihar eder.

Kırık kalbi Müslüm Gürsesin yanına gömülür.

Gayet rasyoneldir bir banyoda ölü bulunmak,

bileklerinde kusursuz iki kesik, yüzünde acı bir tebessüm ile.

Ve gayet rasyoneldir dönme dolapların çok hüzünlü aletler olması,

eğer bir katilin son isteğiyse dünyaya yüksekten bakmak.

Sevgilim ben şimdi bir sirk çıkışı, yorgun bileklerimde birer kesik,

damarlarımda dolaşan son umudu da olmayan küvetime boşaltıyorum.

Gözlerim kararıyor,dudağıma Guns N’Roses’dan bir dize dolanıyor.

Palyaço ölüyor.

Cesedi dönme dolabın yanına gömülüyor.

Ahmet Nedim

Bazan diyorsun ki,bu gece uyuyayım,şu yastığa kafamı koyar koymaz kapayayım gözlerimi,

yıldızları seyrederken sadece yıldızları düşüneyim mesela, bilmem kaç kilometre ötelerden kokun gelmesin burnuma..

bir selamına muhtaç olmayayım,güçlü kalayım. Ben de düşünüyorum merak etme,en az senin kadar…

Olmuyor çoğu zaman. Evet devam ediyorum hayatıma,etmek zorundayım ama olmuyor. Gülüşün geliyor hatırıma güneş bile almayan evimde çiçekler açtıran gülüşün. Saçların geliyor sonra, bunca acıya rağmen Allahın varlığına inanmama sebep olan saçların.Bir adamın avuçlarına en çok ne yakışırsa o kadar saçların… Başka saygısızlıklarda yapıyorum sana,bir gün seni mutlu edebilmek adına hayaller kurduğum oluyor kendiliğinden. Bağışla. Ben seni çok özlüyorum. Bazan ben devam edemeyeceğim diye el işareti yapıp beni oyundan almalarını istiyorum. Kendin gibi düşün,tutsak gibi.. Belki günün birinde bir şey olur diye beklemek de çok zor. İyi bir şey ! Bizim için bir şey…

O da olmuyor,olmadıkça daha çok kızıyorum sana. Yanlışlarına kızıyorum,beni sevmediğin zamanlara kızıyorum,bencilliğine,dikkatsizliğine.. Her neyse…

Bir gün bütün bu hislerimin uzağına düşmekten çok korkuyorum. Yani uzun zamandır seni bir kaç saniye düşünmem yetiyor beynimdeki bütün sana dair boktan,hastalıklı,kötü şeyleri yakıp yıkmaya.. 

Neyse kırık kalbim,

bu gece benden bu kadar,teşekkür ederim sevgilim…

her şeye rağmen güzel şeyler düşün. Kalbinde bana ait çizgiler varken de yokken de umudunu yitirme.

sağol kırık sonsuzluğum.

omuzundan öpüyorum.

omuzundan…

Ah. Nedim

"her şeyi bir veba salgını gibi hatırlayarak
bekliyorum, beklediğim neyse onu.
zaman kalbiye,zaman şimdi
kalbimde habire uzayan bir minare..”

”Tahammül gerek…”

Bazı hatunlar insanın içine işler.

İlla intihar edeceksek bilekleri boş ver,irtibatı keselim.
Mercey

Senden bana gelen yolları kapattılar tek bir adım atmadın. Sesimi duyurmak için avazım çıktığı kadar bağırdım, daha fazla bağırarak kendini dinledin.

Ah, bilmez miydik terkedip gitmesini böyle çetrefilli güzele dönmez günlerde; bilemedik işte. Beklemek bizdendi, beklemek sen ile bendendi, beklemek gerekliydi. Bekledim, çok bekledim; hayat bir yandan oluk oluk akıyorken bekledim.

Ah, ben kokunu çok özledim! Şimdi kıvrımında tek bir uyku özleminde, köprüsünden geçmek istediğim özlemim. Aç olanı, aç biteni sana anlatacak hikayelerim var. Otur şöyle, kay biraz yana sana bahsetmem gereken kırıklıklarım var. Anla beni, bak gözlerime ne olur biraz dinle kaybedecek neyimiz var? Ne olur biraz söyle beni özlerken konuşamadığın neler var?


Bak şimdi geçiyor bir vagon içinde zeytin gözlü bir çocuk; umutlarını ver bana benim hiç geleceğim yok!

“Beline sarılırdım;

Melekler intihar ederdi kıskançlığından. Bulutlar ağlardı, gülüşür, yağmur sanırdık. Çıkartıp ruhumu üzerine örtmek isterdim ıslanmasın diye. ‘Birlikte örtünelim’ derdi. Hem iki ruh fazlaydı bize! Eğilip çantamdan umutlarımı çıkartırken çantamdan, biçilmiş kefenim batardı elime. Gülümserdim. Yani beline sarılırken ölüm bile umurumda değildi.”

“Ellerini tutardım;

Mutluluk darbe yapardı ruhuma, devrilirdi hüzün. Tatlı tatlı kanardı acılarım. Eğilip ayaklarına kapanmak isterdim, sırtıma basıp onu en çok yakıştırdığım yere, yıldızların yanına çıksın diye. Gece uyurken yastığımın altına şişelenmiş gözyaşları koyardı annem, üzüldüğümde lazım olur diye. Yani sen ağlama diye fazladan gözyaşı bulundururdum yedekte.”

“Gözlerine bakardım;

Titrerdi içim. Ruhum bedenimden fırlardı, ılık ılık akardım gözlerinden yüreğine. Uzanıp yıldızları toplamak isterdim saçlarına serpiştireyim diye. El altından melekleri sıkıştırırdı tanrı cebime, ‘koş sevgiline’ der, sıvazlardı sırtımı. Yani seni severken tanrı bile arkamdaydı.”